PETROL-İŞ KADIN DERGİSİ, SAYI 34, ŞUBAT 2010

 

KÜLTÜR-SANAT

Hazırlayan: BEHİCE ÇAĞLAR

 

 

 

 

Emeği, krizi, grevi, sendikayı resmetmek

 

13 Eylül 2009 tarihinde Santralistanbul’da açılan Yüksel Arslan’ın ilk retrospektif sergisi, 21 Mart 2010 tarihine kadar devam edecek. Sanatçının, Türkiye ve dünyadaki kolleksiyonlardan derlenen beş yüzün üstünde yapıtı, Levent Yılmaz küratörlüğünde sergileniyor.

Yüksel Arslan’ın santralistanbul’da sergilenen "Artur(c)", "Kapital", "Kapital’in Güncelleştirilmesi", "Etkiler", "Autoartures", "İnsan", "Yeni Etkiler" dizilerinden çalışmaları, bu dizilerini oluştururken yaptığı binlerce deseninden bir seçki, sanatçının kendi sanat anlayışını ve entelektüel dünyasını biçimlendirmede önem taşıyan kişilerle olan yakınlıklarını anlatan dokümanlar, mektup, belge ve fotoğraflarla ilk kez bir arada sunuluyor.

Çocukluğunda mezartaşları arasında oynarken, en sevdiği oyunun taşların altındaki böcekleri incelemek olduğunu söyleyen sanatçı, "Çocukluk" eserinde "hep canlı varlıklarmış, sadık arkadaşlarmış gibi" düşündüğü mezartaşlarını resmeder. 1968’lerden itibaren sınıf mücadelesinin yükselmesi ve kültürel iklimde etkin olan toplumculuk Yüksel Arslanı da etkilemiştir. Kapital ve izleyen Kapital güncelleştirme dizileri bu dönemin ürünleridir. Dostu Ferit Edgü, 70’lerde Milliyet Sanat dergisinde, Arslan’ın toplumculuk dönemini şöyle anlatır."Hiç kuşkusuz, insan birkaç kez doğabilir. Elimizde olmayan birinci doğuşumuzdur. Ondan sonrakilerde, anası da, babası da, ebesi de kendisidir insanın. Yüksel’in bu ikinci (ya da üçüncü) doğuşu, Eyüp’te bıraktığı sınıfsal kökenine dönüş müdür? Yoksa yaşamın kaçınılmaz çelişkilerinin getirdiği, uzun süren yeni bir dönemi midir? Bu sorunun karşılığını - yoo hayır, zaman değil, Yüksel Arslan’ın kendisi verecek."

Kapital dizisinde, sanatçının resmettiği kavramlardan makine kırıcılığı ile karşılaşırız. 17. yüzyılda hemen hemen bütün Avrupa’da işçiler, kurdele ve şerit dokumakta kullanılan dokuma tezgahına karşı ayaklanırlar. Emek sermaye çelişkisinde, o dönemde işçiler yoksulluklarının nedeni olarak makineleri hedef alırlar ki bu zamanla değişecek, sömürünün nedeninin üretim araçları değil, üretim ilişkileri olduğunu göreceklerdir.Arslan, sermaye ile emek arasındaki savaşı resmeder eserlerinde. Sınıfları anlatırken işçilerin başlarını emeğini simgeleyen el olarak resmeder. Sermaye için işçinin insan olarak değil, yalnız işgücü olarak önemi olduğunu vurgular. Kapitalist ise para başlıdır. "Sermayeye uyum sağlamış işçi" eserindeki işçiyi de para başlı resmetmiştir. Resmettiği köpek başlılar ise emeğe karşı sermayeyi koruyanlar olsa gerek.

Birliğin Gücü Sendikalar

Yine, Kapital dizisinden "Kriz" de, işsizler sokaktadır. " Peki, burjuvazi bu krizlerin nasıl üstesinden gelir? Bir yandan üretici güçleri kitlesel olarak yok ederek, öte yandan yeni pazarlar ele geçirerek ve eski pazarları daha da fazla sömürerek. Yani nasıl? Daha çok yönlü ve daha şiddetli krizlerin yolunu açarak ve bu krizleri önleyebilecek yolları gittikçe kapayarak." Kent üzerinde pençelemeye hazır dev el "Kolonyalizm" eseridir. "İşçi, makinenin uzantısı" nda, işçilerin başları makine parçası olarak resmedilmiştir. Kapitalizmin, işçiyi makinenin canlı bir parçası haline getirerek, kurduğu iş bölümü ile yaratıcılığını engellediğini vurgular, üretim sürecinde söz hakkı olmadığını.

"Grev" eserinde, işçiler olmadan makine yığınının fabrika olmaktan çıktığını görürüz. "Sendikalar" da işçilerin birliğinin gücünü anlatır. "İş kazaları" eserleri tüm çarpıcılığı ile sınıfın gerçeğini yansıtır. "Özel mülkiyet" te, emek sömürüsüne dayanan özel mülkiyeti resmeder. "Kapitalist üretim süreci" eserlerinde, iş gücünün alım satımını ve karşılığı ödenmemiş emek olarak "artı değer"i resmetmeye çalışır. "Sermaye Birikimi"ni ise, artı değerin sermaye olarak kullanılması ve tekrar sermayeye dönüşmesi olarak resmeder.

Kapitali güncelleştirme denemesi adını verdiği diziden de "Tekelci devlet kapitalizmi" ve "Politikaya Hayır" eserlerini örnek gösterebiliriz. 1961’den beri Paris’te yaşayan ve uluslararası üne sahip sanatçının ilk retrospektif sergisinin doğduğu Eyüp yakınlarında Silahtar’da açılmasını, sınıfsal kökenine vefa olarak okuyabilir miyiz? Ne dersiniz?

 

Sanat Tasarım Fakültesine destek

Sergiye paralel olarak, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin Davutpaşa Kampüsü’ne taşınma kararı karşısında fakülteye destek amacı taşıyan sergilerin üçüncüsü de Yüksel Arslan’la gerçekleştiriliyor. Fakültenin, İstanbul kültür ve sanat ortamına yapabileceği katkıları vurgulama amacındaki sergide sanatçının defterlerine ait kayıtlar dijital ortamda yer alıyor.

 

İşçiyi kullanan emek araçları

"….fabrika işi, sinir sistemini tükettiği gibi, kasların çok yanlı çalışmasını engeller ve, hem vücut, hem zihin faaliyetlerindeki özgürlüğün her atomunu tümüyle elinden alır. Makine, işçiyi işten kurtarmadığı, ama yalnızca çalışmanın bütün ilginçliğini yokettiği için, işin hafiflemesi bile bir çeşit işkence halini alır. Her türlü kapitalist üretim, yalnızca bir emek süreci olmayıp, aynı zamanda bir artı değer yaratma süreci de olduğu için, şu ortak özelliği gösterir: emek araçlarını kullanan işçi değildir, tersine, işçiyi kullanan emek araçlarıdır. Ne var ki, bu tersine dönüş, ilk kez yalnız fabrika sisteminde teknik ve somut bir gerçeklik kazanır. Otomat haline dönüşen emek aracı, emek sürecinde işçinin karşısına, canlı emek gücüne egemen olan ve onu bitirip tüketen sermaye ve ölü emek şeklinde çıkar. Üretimin zihinsel güçlerinin el emeğinden ayrılması ve bu güçlerin, sermayenin emek üzerindeki gücü haline dönüşmesi,….büyük sanayi tarafından tamamlanmıştır.

(Kapital, Birinci Cilt, 15.Bölüm: Makine ve Büyük Sanayi, s.405, Sol Yayınları

 

 

Yüksel Arslan Kimdir?

24 temmuz 1933’de, İstanbulu’un ilçesi Eyüp’de, mezarlıklarla ve fabrikalarla kuşatılmış Bahariye mahallesinde doğdu. Babası bu fabrikaların birinde işçidir, ev işçisi olarak çalışan annesi de 2. dünya savaşı yıllarında tekstil fabrikasında çalışır. Oniki yaşına kadar, mahallede ve üstü açık tuğla fabrikasında şeker ve karemala satar. El yazısı, desenleri, resimleri öğretmenleri tarafından beğenilen Arslan’ın resimlerini, mahallesindeki kadınlar kapışarak duvarlarına asarlar. Eyüp ortaokuluna devam ederken gazete satmakta, tatilde fabrikada çalışmakta, bir taraftan da dünya klasiklerini okumaktadır.

İstanbul erkek lisesine kaydolur ve harçlık için yaz aylarında çalışır. Şile’ye, aile dostlarının yanına gittiğinde, arkadaşıyla birlikte bir mağara içinde kitaplarla dolu bir sandık bulurlar. Böylelikle, o dönem yasaklı olan Nazım Hikmet’i keşfetmiş olur. Resim öğretmeninin desteğiyle, ilk çalışmalarını lise koridorunda sergiler. Tüplerden çıkan boyaları yapay, "doğa karşıtı" bulan sanatçı doğal renkler ve kişisel bir teknik aramaya yönelir. Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmek yerine Sanat Tarihi bölümüne kaydolur. Tarih öncesi sanatçıların, minyatür ustalarının, Anadolulu dokumacı kadınların yün boyamak için boyalarını kendilerinin yaptığını bilen sanatçı, kağıt üzerine çiçekler, otlar, taş, kiremit, kömür, sabun, benzin vb sürterek çalışmaya başlar. Sanat tarihi bölümünün düzenlediği bütün gezilere katılarak, batıdan doğuya tüm Anadoluyu dolaşır.

İlk sergisi, 1955’de İstanbul’da, Galeri Maya’da açılır ve sergilenen tüm eserler satılır. Parası ve sanatçı dostları vardır artık ama 56-57 yıllarında sıkıntı ve bunalım içindedir ve resme dair bir faaliyeti olmaz. Daha sonra yedeksubaylık yaptığı Eleşkirt’te, resme yeniden başlar ve bol bol okur. 1958’de erotik ve otobiyografik eserlerden oluşan "Fallizm" sergisi sanat ortamında büyük gürültü koparır. Çalışmalarına "Portreler" dizisiyle devam eder ve dostu Ferit Edgü’nün çağrısıyla Paris’e gider. Paris’te, Venedik’te sergiler açar, bunları Kopenhag ve Frankfurt’taki sergiler izleyecektir. Altı yıl sonra iki sergi için Türkiye’ye döner. Ankara’daki sergisinden on arture, Cumhuriyet savcısı tarafından pornografik olmakla suçlanarak toplatılır ve sanatçı hakkında dava açılır. Dört celse sonunda beraat eder. Sekiz ay süren bu "zorunlu tatil" sırasında Yüksel Arslan, ülkedeki kültürel iklimin etkisiyle toplumculuğa yönelir ve 1980’e kadar sürecek Marx, Engels ve Lenin incelemelerini başlatır. 1968’de "Arture’ün Kaynakları ve Kökenleri" dizisini 1969’da "Yabancılaşmalar" dizisi izler.

Kasım 1969’da şöyle söyler: "...toplumdışı, yıkıcı, gayr-i insani, sınırsız politik özgürlük yanlısı, artürik, patafizik, psikiyARTik, Nietzscheci küçük bir hayat seçmiştim kendime... Ta ki 1967 yılının sonunda Marx’a, diyalektik maddeciliğe erişene dek..." 4 temmuz 1969’da "Kutsal Aile" yi okurken Kapital’i resme dökme, Kapital arture’leri dizisi hazırlama kararını alır. Böylece sanatçının toplumcu dönemi başlar. Marksist düşünce ve kavramları biçimlendirmeye ve görüntülere dökmeye uğraştığı dönem. Kapitali, 1975’e kadar resme döken sanatçı 1975’den sonra güncelleştirme çabasına girer. Dünyanın en zengin on ülkesinde olup biteni ekonomik ve siyasal açıdan resimle göstermeye çalışırken, diğer taraftan Türkiye üzerine bir dizi yapar.

Yüksel Arslan için tek başına resmin hiç bir anlamı yoktur, o düşünceyi resmetmek ister. Ferit Edgü, sanatı çeşitli aşamalardan geçen sanatçının değişik dönemlerini şöyle sıralar:

1- Arayış dönemi 2- Erotik dönem 3- Düşünsel dönem 4-Toplumcu dönem 5- Bileşimci dönem

Arslan resmin bir amaç değil, araç olmasını istediği için, kendi ürünlerine başka bir ad vermek ister. Fransızca "peinture" (resim) yerine "Arture" adını verir kendi ürünlerine. Gerçek anlamda bir kitap kurdu olan sanatçının ressamdan çok, şair, yazar, besteci ve sinemacılardan etkilendiği söylenir, almanakların, bilgece derlemelerin, ve namelerin geleneğini sürdüren bir tür şair-zanaatkar olarak da görülür.