• industriAll global
  • industriAll europe
  • Retun See
  • Petrol-İş Kadın Dergisi
Belgesel: Petrol-İş Tarihi

Bu işte bir iş var | Hüsnü Mahalli-Akşam

Tek tek sıralamaya gerek yok. Son bir yılda İstanbul , İzmir, Ankara ve Antalya’da başta şu karanlık Bilderberg olmak üzere uluslararası nitelikte birçok siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik , kültürel ve benzeri toplantılar düzenlendi. Bu toplantılarla ‘yabancıların’ Türkiye’ye ilgisi doruğa çıktı. Bunun yanı sıra aynı yabancı ülke, kurum ve kişilerin Türkiye’ye yatırımları hızla arttı.

 

HÜSNÜ MAHALLİ
10.07.2007

Tek tek sıralamaya gerek yok.

 

Son bir yılda İstanbul , İzmir, Ankara ve Antalya’da başta şu karanlık Bilderberg olmak üzere uluslararası nitelikte birçok siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik , kültürel ve benzeri toplantılar düzenlendi. Bu toplantılarla ‘yabancıların’ Türkiye’ye ilgisi doruğa çıktı. Bunun yanı sıra aynı yabancı ülke, kurum ve kişilerin Türkiye’ye yatırımları hızla arttı.
 

Bu süre içinde borsanın yaklaşık %70’i, bankaların % 60’ı, sigortacılık sektörünün % 55’i ve binlerce özel firma yabancıların kontrolüne geçti. İç ve dış borç miktarı ise 400 milyar doları aştı.
 

Hükümet ise stratejik KİT’lerin sonuncusu olarak Petkim’i Yahudilerin, Ermenilerin ve Rusların içinde bulunduğu ilginç bir konsrosyuma sattı. İtiraf edeyim ki; olup bitenler beni tedirgin ediyor.

 

Bir yanda Roma ve Atina’da Türkiye’nin güneydoğusu Kürdistan olarak gösteriliyor, NATO başkentleri PKK’ya destek veriyor, Sarkozy AB kapılarını Türkiye’ye kapatıyor diğer yandan yabancılar Türkiye ekonomisinin stratejik mevzilerini ele geçiriyor.

 

Komplo teorilerinden hiç hoşlanmam ama bu işte bir gariplik var.

 

Politik olarak her fırsatta Tükiye’ye yönelik her türlü pis oyunun içinde olan Batılılar her nedense bu ülkeye para akıtıyor.
 

Elbette paranın dini ve imanı yok. Kolay ve garantili kâr sağlıyorsa doğal olarak bu para Türkiye’yi tercih edecek.


Ama her nedense benim içim rahat değil.

 

Biraz tarih bilgisi, biraz da gazeteciliğin sezileri ile ‘Batılıların’ bu ilgisi beni tedirgin ediyor.
 

Umarım ve diliyorum ben yanılıyorum.
 

Ama içimde öyle bir duygu var ki; seçimlerden sonra kurulacak hükümetin önüne çok farklı gündem ve koşullar konulabilir.
 

Kıbrıs, Kürt sorunu, Ermeni iddiaları, İran, Suriye, Irak v.s.
 

Şunun şurasında 2-3 ay kaldı.

 

Türkiye rahat bırakılacak rastgele ve önemsiz bir ülke değil. Osmanlı’yı çökerten emperyalist devletler Türkiye’ye ilgi gösteriyorsa ben bundan kuşkulanırım.
 

Türkiye’ye ‘oltada balık ‘ muamelesi yapan devletlerin niyeti hiçbir zaman dürüst ve samimi olmamıştır, olamaz.
 

Baksanıza Papa bile Tükiye ve İslam’a sataşıp saldırdıktan 3-4 ay sonra Türkiye’ye geliyor ve herkesi şoke edecek olumlu mesajlar veriyor. Bu işte bir gariplik var?
 

Şöyle bir hatırlayalım.

 

1 Mart tezkeresinin rededilmesi sonrasında Türkiye ile ilgili tüm planları suya düşen ABD, Ankara’dan intikam almak için her yola başvurdu.
 

Dönemin Savunma Bakan yardımcısı ve sonrasında Dünya Bankası’nın paralarını sevgilisine aktaran Paul Wolfowitz 9 Mayıs 2003’te Birand ve Çandar’a verdiği demeçte açıktan Türkye’yi tehdit etmişti. 4 Temmuz 2003’te de Amerikan askerleri Süleymaniye’de 11 askerin kafasına çuval geçirmişti. PKK sorununu çözmek için görevlendirilen General Raleston ise PKK ve Iraklı Kürtlerden yana tavır alarak hep Ankara’ya yalan söyleyerek oyaladı.
 

Merkel Almanyası ile Sarkozy Fransa’sının Türkiye’ye AB’de yeşil ışık yakacaklarını düşünenler yanıldıklarını hep görecekler.
 

Türkiye yanlısı gibi görünen İngiltere’nin de günü geldiğinde Türkiye karşıtı gruba katılacağından hiç kuşkum yok.
 

Bu genetik bir alışkanlıktır.

 

Ankara’ya düşen görev ; tüm bu gerçekleri bilmek, olası gelişmlere hazırlıklı olmak ve bunlara karşı koyabilmek için önlem almak.

 

Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimi ile meşgul olan ve neredeyse 3 aydır dış politika gündeminden uzak kalan Ankara, seçimden hemen sonra tüm sorunlarını çözerek bölgesine ve dünyaya daha yakından ilgi göstermek zorundadır.

 

Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın arkadaşımız İsmail Küçükkaya’ya söyledikleri çok önemli.

 

Seçim sonrasında cumhurbaşkanının uzlaşma ile TBMM’de kurulacak yeni hükümeti ve genel olarak devleti ve ülkeyi rahatlatacaktır.
 

Bu ise Ankara’nın yeniden bölgesel ve uluslararası alanda aktif politika yürütmesini ve dolaysiyle hızla gelişen olaylara uygun olarak adım atmasını ve tutum geliştirmesini sağlayacaktır.

 

Türkiye, son 5 yılda kendi bölgesinde kazandıklarını korumak ve yeni kazanımlar elde etmek durumundadır.

Aksi takdirde çok şey kaybeder.

Pusuda bekleyen çok kurt ve çakal var ve onlar puslu havayı sever.

Kaynak: AKŞAM GAZETESİ