Hükümet aileyi ve de nüfusu korurken:

Kadınlara kısmi zamanlı güvencesiz çalışma rejimi geliyor

 

Hükümetin kadın istihdamına dair öne sürdüğü her paket, bizlere yarı zamanlı ve güvencesiz işleri adres gösteriyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan Aile ve Nüfusun Korunmasına Dair Program'ın altında da bu eğilim yatıyor. Amaç, kadın istihdamını desteklemek, anneliği korumaksa yapılacak şey basit: ILO’nun Anneliği Koruma Sözleşmesi'ni imzalasınlar ve bunun gereğini yerine getirecek denetim mekanizmalarını oluştursunlar.

  Necla Akgökçe 

AKP Hükümeti bunu hep yapıyor. Çalışan kadınlar ya da bunlar içinde en fazla sıkıntı yaşayan bir kesimin problemlerine çözüm getiriyormuş gibi yapıp, elimizde kalan son hak kırpıntılarını da sıfırlıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından 8 Ocak 2015'te açıklanan Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı da böyle bir program. Bu sefer sağolsunlar, yasa değil -gelir mi sonradan bilmiyoruz- program hazırlamışlar. Kadın araştırmalarında yöntem bilgisi bize görünene değil de saklanana, üstü kapatılana, karanlıkta kalana bakmayı öğütler. O nedenle kadın politikası da bağımsız yürütün isterse de bir sendika içinde yürütün projeksiyonu karanlıkta kalana yöneltirken, aydınlatmayı, deşifrasyonu içerdiği gibi yön değiştirmeyi, yön çizmeyi de hedefler. Buradan hareketle programın özellikle! “Aile ve İş Yaşamının Uyumlaştırılması” başlığı altındaki bölümünü tartışırken, hükümetin ya da ana akım medyanın bizi yönlendirdiği yere değil de başka yere bakmak, flulaştırılan alanları netleştirmek, ağızdan kaçıyormuş gibi söylenen lafları önemsemek gerekiyor.

 

Kadınlar geçici işçi

Bizce bu paket ekonomik bir paket. “Doğum izninden sonra kadınlara “yarı zamanlı çalışma hakkı”, ya da iki çocuk için şu kadar üç çocuk için bu kadar doğum yardımı” deniliyor ya bu noktada, bakmamız gereken yön doğum yapan kadın değil de öğleden sonra onun yerine çalışacak kadın. Bakışımızı o tarafa çevirdiğimizde, hükümetin kadın emek piyasalarını yeniden yapılandırmaya yönelik neoliberal politikalarını çok net görebiliriz. Türkiye ekonomisi yıllardır istihdam yaratmıyor ve ülkede ciddi bir işsizlik var. Böyle bir ortamda (özellikle de kamuda) düzenli ve nispeten güvenceli işlerde kadınları çalıştırmak istemiyorlar. AKP, kadınlar kamusal alanda düşük ücretli yarı zamanlı, çağrıya bağlı, kısmi sözleşmeli işlerde çalışsınlar, ev ve bakım işlerini ücretsiz yürütmeye devam etsinler, diyor. Patronlarla, onların dernekleriyle birlikte “katı, katı” diyerek esnekleştirmeye çalıştıkları işgücü piyasalarını kadın emeği üzerinden daha da esnekleştirecekler yani, bunu da özel istihdam büroları aracılığıyla yapacaklar.

Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurmak, denilen uygulamayı, kadın emek piyasalarının en kırılgan, en zayıf işgücü olan yeni doğum yapmış, kadınların zor durumlarından istifade ederek gündeme getirmek istiyorlar. Özel istihdam bürolarının uluslararası derneklerini, büyük patronları çağırarak, bunun programını çok daha önceleri yaptılar. Zaten “destek programı”nda “Özel sektörde kadın istihdamının azaltacağı gerekçesiyle özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisinin hayata geçirilmesi şartıyla uygun görmekte”, şeklinde bir ifade de yer alıyor. Değerli kadınlar bu noktada “işverenler kadınları istihdam etmeyecekler" diye, endişelenmeye mahal yok, onlar çoktandır bu işin içindeler, iki kadının bir işte yarı zamanlı çalışması onların da işine geliyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Tanrıverdi'nin 14 Ocak Çarşamba Günü yaptığı açıklamaya bakalım: “Böylesi bir ortamda tam zamanlı çalışan bulmakta zorlanırken, yarı zamanlı personeli nereden temin edeceğiz, yarım günlük işimizi kime yaptıracağız?” Zavallı patron zor durumda gibi gözüküyor. Öyle mi gerçekten de. Öncelikle ülkede geniş tanıma göre işsizlik yüzde 20'lere yaklaşırken, patronların işçi bulamaması hiç de inandırıcı değil, ama onlar şöyle diyorlar ya - iş var fakat işçilere iş beğendiremiyoruz-, yarım zamanlı günlük işi kime yaptıracağız, sorusu ise hepten danışıklı döğüş? Hükümetin bu konuda cevabı hazır: Sizleri asla ve kata mağdur etmeyeceğiz, çok güzel bir özel istihdam büroları yasa tasarısı hazırlıyoruz. İki saatlik mi, üç saatlik mi, kaç saatlik işçi olursa olsun, bu bürolar devreye girecek, bir telefonla işci temininizi hemen gerçekleştirecekler. İşverenimiz de bu sorunun cevabını biliyordu zaten. Maksat kamuoyunda bunu tartıştırmak, patronlar kadınları işe almayız, ya da çalışanları işten atarız mı diyor... Bakın size yarı zamanlı iş garantisi veriyoruz. Bu oyunu defalarca sergilediler.

 

Müthiş hak mı, hak kaybı mı?

Başbakanın programında “yarı zamanlı çalışma hakkı bla.. bla", şu anda durum nasıl, bölümünü dikkat ederseniz kendileri anlatmışlar, “mevcut düzenleme şöyleydi” diyorlar. Öyle miydi? Mevcut düzenleme ne getiriyordu, bu hak denilenler ne öneriyor? Bu noktada belki de her maddede karşılaştırma yapmamız gerekiyor.

Bir örnek vermek istiyorum: Kamuda çalışan, doğum izni bitmiş kadınlar açısından 657 sayılı kanunun getirmiş olduğu bir süt izni hakkı var. Mevcut durum şu; memur kadın doğum iznini kullandıktan sonra işe başlıyor, bebek 6 aya gelinceye kadar günde üç saat süt izni kullanıyor anne. Kadın beş saat çalışarak tam ücret alıyor. Bu izin daha sonra 1,5 saate iniyor ve çocuk bir yaşına gelene kadar böyle devam ediyor. Yeni uygulamada yarı zamanlı çalışma hakkı sırasında süt izninin kullanılamayacağı söyleniyor. Bu durumda yarı zamanlı çalışma “hakkı” -Bir defaya özgü verilen doğum yardımı söz konusu olduğunda bile- memur kadın için, hiç de bir hak olmuyor. Çocuk sayısına göre memur kadın, hakkı bırakın, hak kaybı yaşayacak. 3. çocuğu doğurursa ancak şu andaki hakların bir bölümüne sahip olacak.

Programın finansal kaynağına baktığımızda işverenlerin “aaaa biz de kadınları işten çıkarırız” yakınmalarının ne kadar gerçek dışı olduğunu görüyoruz. İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken paraları kullanacaklar, bu “hak” paketi için. Devletin yeniden dağıtım fonksiyonunu devreye sokarak, fonda biriken paraların bir bölümünü “hamile çalıştıran işyerlerine destek vereceğiz” diyorlar ya, bu çerçevede işverenlere aktaracaklar. Yani işçilerin dişinden tırnağından arttırarak biriken bu fonun büyük bölümü bazı işverenlerin kasalarına akacak. Tezgâh üstüne tezgâh...

Bu program, kadınlara yeni sosyal hak verme programı olmadığı gibi, kadın istihdamının önünü açma çabası da değil. Bir işte iki kadını çalıştırarak, rakamlardaki oynamayı, politik bir başarı gibi gösterebilirler tabii. -İşi gücü takiye olan bir grup erkek tarafından yönetiliyoruz ne de olsa- Sosyal haklar daha genel, daha evrensel niteliktedir. Mesela ebeveyn izni böyle bir haktır. Bu izin doğum izninden sonra kullanılır ve anne-baba arasında isteğe göre paylaşılır. Ebeveyn izni bazı ülkelerde üç yıl, yani çocuk kreşe gidene kadar sürüyor. Erkekleri de işin içine sokmaya çalışarak kadın-erkek eşitliğine de katkıda bulunuyorlar böylelikle.

Doğum yardımları da kadının sosyal hakları arasında yer alır ve uluslararası anlaşmalarla düzenlenmiştir ve genellikle asgari düzeyi oluştururlar. Bunun altına düşemezsiniz.Türkiye’nin imzalamadığı ILO’nun 183 Sayılı Anneliğin Korunması Sözleşmesi’nde doğum yardımları konusunda net tanımlar mevcuttur. Sözleşmede bu yardımların a-tipik işlerde çalışan, yani taşeronda, yarı zamanlı işlerde, ya da gündelik işlerde çalışan kadınları da kapsadığı yazılıdır. Nakit olarak yapılan bu yardım, kadının son aldığı ücretin üçte ikisinden az olamaz. 183 sayılı sözleşmede annelik izni sonrasında kadının aynı pozisyona veya aynı ücreti aldığı bir işe geri dönme garantisi de var. Türkiye bu sözleşmeyi imzalamadı çünkü doğum yardımlarının a-tipik işlerde çalışan kadınları da kapsaması düşünülmüyor, bu sözleşme imzalanmadı, çünkü şu anda sosyal destek olarak üç çocuğa sunulan doğum yardımı bile sosyal hak olarak tüm kadınlara verilmesi gereken doğum yardımından çok daha düşük seviyede kalıyor.

 

Ortak mücadele hattı

Sonuç olarak, “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı” önümüzdeki dönemde kadınların nasıl çalışacağına dair bir program, bunu istihdam yasalarında, kalkınma planlarında, defalarca yazdılar. Ekonominin yapısal sorunlarına kadın emeği üzerinden güncel çözüm üretme gibi bir dertleri var. Türkiye patriyarkasının bu gün aldığı biçim tabii ki ellerini inanılmaz kolaylaştırıyor, eskiden de ev işlerini biz yapardık, ama annelik kariyer değildi mesela.

Fakat, kadınların ihmal edilemeyecek bir bölümü açısından meslek sahibi olmak, kariyer yapmak vazgeçilmez bir şey artık. Onları ikna etmeleri gerekiyor, burada işin içine patriyarkanın ideolojisi giriyor. Bu ideoloji bizlere devamlı ikinci sınıf vatandaş olmayı aşılıyor. Erkek egemen kültürde kadınlara biçilen roller ve verilen değer, kadınların ne olduğunu anladıkları için çok pas vermediği ama erkeklerin abarttıkça abarttığı bir annelik kültü, evlilik programları, gazeteler, hep bu amaca hizmet etmiyor mu?

Konuyla ilgili çalışan kadınlarla yapılan televizyon şöyleşilerinin birinde “İyi 600 TL'yi alacağız, sonrası ne olacak, kim ne derse desin üç çocuk doğurmam." diyordu, başı örtülü bir kadın işçi. Ne kadınları, ne sendikaları ne de kadın hareketini bu konuda ikna edemezler. Programı ekonomik, siyasi, kültürel pek çok açıdan tartışabiliriz, zaten kadın örgütleri de bunu yapıp önerilerini sıralıyorlar. Yan yana gelip bunları birleştirdiğimizde ise ortak bir mücadele hattı oluşacak. Önümüzdeki günlerde yoğunlaşmamız gereken iş buymuş gibi görünüyor.

 

(Kaynak: Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 50, Ocak 2015)