TPAO'nun çok yönlü işyeri temsilcisi Selma Canpolat:

 

Şube Kadın Komisyonu Kurmayı Planlıyoruz

 

Selma, Batman Şubemizin TPAO işyeri temsilcisi, genç bir kadın arkadaşımız. On parmağında on marifet var, temsilciliğinin yanı sıra, edebiyatla, resimle, fotoğrafçılıkla, müzikle ilgileniyor. Şiirleri, fotoğrafları, resimleri var. Üç yıldır da keman çalıyor. Onun renkli ve örnek dünyasını tanımaya ne dersiniz?

 

Sizi tanıyabilir miyiz, hayat hikâyenizi anlatabilir misiniz biraz?

1987 yılında Batman’da dokuz nüfuslu bir işçi ailesinin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam da TPAO çalışanıydı. 1990-1991 yılları arasında görevlendirilme ile sürekli olarak Adıyaman'a giderdi. 1992 yılında Adıyaman Bölge Müdürlüğü'ne tayini çıktı ve biz Adıyaman’a taşındık. İlk-orta ve lise öğrenimimi Adıyaman’da tamamladım. 2006 senesinde üniversite eğitimim için ailemden ayrı Batman’a geldim. Burada iki sene önlisans muhasebe bölümünü okuyup, öğrenimimi işletme bölümünden dört yıl lisansa tamamladım. Şu sıralar sosyoloji dalında yüksek lisans yapmayı planlıyorum.

 

TPAO ilk işyeriniz mi, Batman'da yalnız mı yaşıyorsunuz?

Yok ilk işyerim değil. Üniversite eğitimi bittikten sonra bir süre özel sektörde çalıştım. 2010 senesinden bu yana Batman'da ailemle birlikte yaşıyorum, bekârım. 2012 senesinde TPAO'da bir dizi mülakat sürecinden sonra muhasebe servisinde görev aldım ve hâlâ bu göreve devam ediyorum.

 

Çalışma hakkında düşünceleriniz, çalışıyor olmaktan memnun musunuz?

Cinsiyetten soyutlamam gerekirse üretmek, çalışmak bir şeyler yapıyor olabilmek önemlidir. Sadece tüketen taraf olmaktan sıyrılıp üretimde de pay sahibi olabilmek kendiyle birlikte birçok hakkı da getirebiliyor. Üretim içinde olmak yönetimlerde de hak sahibi olmayı doğuruyor, bir yandan da size toplum içinde saygın bir yer kazandırıyor.

Kendinize ait bir geliriniz olduğunda, ekonomik özgürlüğünüz olduğunda, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı daha dik durabiliyorsunuz. Bir şeyler üre-
tebilen evde, işte, sosyal hayatında kendini geliştirebilir ve çevresindeki insanlara da bunu aşılayabilir. Ben de çocukluğumdan bu yana sadece tüketen değil, üreten bir insan oldum. Tüm bu kazınımlardan dolayı çalışıyor olmaktan çok memnunum elbette.

Kendimi geliştirmeme imkân sağlayan alanların olması, bireysel çabalarım ve başarı tutkum, kendi ayaklarım üzerinde durabilmemi sağladı. Bunun verdiği güven ve sorumluluk bilincinin verdiği his, sorunlarla baş edebilme yetisi kazandırdı bana. Ayrıca ve belki de en önemlisi emek vermek ve bunun mahsulünü toplamak, işe yaradığımı hissetmek beni mutlu ediyor.

 

Bir mesleğiniz var, sizce kadınlar niçin bir meslek sahibi olmalı?

Kadınlar kimlik ve kişiliklerini kazanmaları açısından kesinlikle meslek sahibi olmalıdırlar. Yaşamı inşa eden kadınlar, bununla birlikte kültürel yapıyı da oluşturuyorlar. Bana göre bir toplum, kadınlarının özgür olduğu kadar özgürdür. Kadının ifade özgürlüğü, kendini gerçekleştirme isteği ve istediği mesleğe sahip olabilme ve eğitim özgürlüğü ve toplum içerisinde söz hakkına sahip olabilme özgürlüğü, bir toplumun gelişmesinin ve özgürleşmesinin önünü açan kriterlerdir. Bu yüzden biz kadınlar mutlaka çalışmalı, üretmeli ve okumalıyız. Bir toplumu eğitmek istiyorsanız önce kadınları eğitmelisiniz.

 

Çalışma hayatında kadınların karşılaştığı en önemli sorunlar neler?

Nüfusunun yaklaşık yarısının kadınlardan oluştuğu gelişmekte olan bir ülkede yaşıyoruz ve çalışma yaşamında çok ilkel sorunlarla karşılaşabiliyorsunuz.

Kadınların toplumsal ve ekonomik anlamda ikinci sınıf insan muamelesi görmesinin bir çok sebebi vardır. Tabii bu sebepler toplumdan topluma değişiklik gösterir. Erkek egemen bir kültüre sahip ülkemizde birçok kesimdeki kadınlar henüz var olma mücadelesi verirken, çalışan kadınlar ise ev ve işyeri kıskacında sıkışıp kalmaktadırlar. İş hayatında kadınların cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğruyorlar ve bu karşılaştığımız en önemli sorun. Kadınlar daha kolay işten çıkarılabiliyorlar mesela çalışırken genellikle yönetim kademelerinde yer almaları engelleniyor.

Ne yazık ki bazı sektörlerde zihniyeti bozuk insanların mobbing ve cinsel tacizlerine maruz kalan kadınlarımız da var.

 

Çocuk bakımı ve bakım işleri iş yaşamını nasıl etkiliyor ?

Aile kurmak ve çocuk sahibi olmak, kadınların alternatif iş arayışlarına girmelerine sebebiyet veriyor bence. Türkiye'de kadın çalışanlara yönelik sosyal haklar gelişkin olmadığı, çocuk bakımı sorunu çözülmediği, kreş hakkının neredeyse ortadan kalktığı şartlarda, anne olan kadın çalışanlar daha esnek çalışma koşullarına sahip işyerleri arayışına giriyorlar. Esnek saatli çalışma biçimleri, çok fazla hak kaybına da yol açıyor, kadınlar elbette bunu da istemiyorlar. Bundan dolayı hem işyerlerinde hem aile hayatlarında huzursuz olabiliyorlar.

 

Kadın çalışmasına genel olarak toplumda nasıl bakılıyor?

Ülkemizde İkinci Meşrutiyeti takiben, kadınlar sanayi üretiminde yer almaya başlamalarına rağmen, 1950 yıllarından itibaren daha kitlesel bir katılım olmuştur. O günlerden, günümüze kadar değişmeyen tek şey; kadınların fizyolojik ve psikolojik olarak zayıf olduğu ve elinin hamuru ile erkek işine karıştığı zihniyetidir.

Kadınlar bilinçlenmeye başladıkça toplum içerisinde rolleri de değişiyor, kendilerine yeni roller ediniyorlar. Ancak toplumsal ve sosyal yaşamda hakim olan geleneksel tavır ve düşünceler kadınları çok zorluyor. Bu düşünceler ev içerisinde, yaşadığı çevrede kadının çalışma ve eğitim özgürlüğünü kısıtlıyor onlar üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor.

Bütün bunların yanında çok düşük bir yüzdeye sahip olsa da sorun yaşamayan yaşatılmayan kadınlarımız da var, tek temennimiz bu sayının artması ve kadınları ne bir adım ileri, ne de bir adım geri, tam yanında gören kendine hak gördüğünün kadına da hak olduğunu kabul eden bir toplumsal zihniyetinin oluşmasıdır.

Hoşgörü ve adaletin bütün sorunları çözmeye yeteceğinin kanısındayım. Bu cevabı biraz uzun tuttum galiba. Kadın erkek eşitsizliği kanayan yaramız maalesef. Benim de çok sevdiğim değerli şairimiz Nazım Hikmet’in
şiirini paylaşarak bitirmek istiyorum;

Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir

Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir, boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran.

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım, yavrum, annem, karım, kızkardeşim, hayat arkadaşımdır.

 

İşyeri temsilcisisiniz, nasıl seçildiniz, seçilme sürecinde zorluklarla karşılaştınz mı?

Aslına bakarsanız temsilcilik fikri zihnimde oluşmamışken kendimi bir anda temsilci buldum. Fakat, öncesinde bilinçli ve örgütlü bir işçi olmanın öneminin farkında olarak sendikayla bağımı her zaman güçlü tutuyordum. Gerek kadın gerekse erkek arkadaşlarımın isteğiyle ve sendika yönetiminin de desteği ile temsilci olmaya karar verdim. Herkes istediği için seçilme sürecinde herhangi bir sorun yaşamadım. Mart ayından bu yana temsilcilik görevini sürdürüyorum. Örgütlü ve bilinçli işçi olmanın artılarını bilen bir insan olarak işe ilk başladığım sıralarda en büyük avantajlarımdan biri işçinin kolektif gücüne inancımı, güvenimi pekiştiren aktif üye eğitimlerine katılma şansını yakalamamdır. Gerçek anlamda hayatıma birçok artısı olan ve rotamı ne yöne çevirmem gerektiğini öğreten dopdolu ve verimli bir süreçti benim için.

 

Kadınlar niçin temsilci olmalı, kadın arkadaşlarınızın, kadınlara dair sorunlarda sizden talepleri oldu mu, oluyor mu? Bunları nasıl çözümlüyorsunuz?

Bence kadınlar sendikalarda daha fazla sorumluluk ve görev almalıdırlar, sendikalı olmanın önemi ve gereğini kavramalılar. Kadınlar da temsilci olabilmeli çünkü sendikal örgüt bilinci ne bir kesimin ne de erkeklerin tekelinde değildir.

Görev ve sorumluluk eşit şekilde paylaşılmalıdır, bu sebeple kadın arkadaşlarımız da hem bilinçli işçi olup, hem de erkek arkadaşlarımızla beraber hak mücadelesinde yer almalıdırlar. Kadın arkadaşlarımızın elbette talepleri oluyor, bu talepler benim yapabileceğim şeyler ise ben yerine getiriyorum, değil ise sendika yönetimimize iletiyorum. Herhangi bir konuda bir zorlukla karşılaşmadım şu ana dek.

 

Petrol-İş Sendikası'nın tüzüğünde yöneticilerin görev ve yetkileri arasında kadın komisyonları kurmak da yer alıyor, şubenizde böyle bir şey düşünüyor musunuz?

Elbette düşünüyoruz, sendikada yönetim kademelerinde yer alan üç kadın var. Yönetimde iki kadın arkadaşla birlikte bu konu üzerinde çalışma yapmayı düşünüyoruz. İşyerindeki kadın üyelerimizin de katılımını sağlayabileceğimiz bir komisyon kurmayı planlıyoruz. Planlarımızın arasında çeşitli konularda eğitim uzmanları getirtip seminerler düzenlemek de var.

 

TPAO'nun özelleştirilmesi gündemde şu sıralar, özelleştirmelerin işçi hayatları, siz de dahil olmak üzere orada çalışan kadınların hayatları üzerine ne tür etkileri oluyor? Bir kadın işçi özelleştirmeye neden itiraz etmeli?

Özelleştirme her ne kadar süslü kelimelerle donatılsa da hepimiz bunun ne demek olduğunu biliyoruz. Güvencesiz iş ise daha fazla mobbing, işten atılma tehdidi ile karşı karşıya kalma, işçi birliğini kırma, sermayeyi emekten ve işçiden üstün tutma, daha fazla iş kazası, insan canının ucuz görülmesi demektir. Soma, Şırnak, Ermenek ve sayamadığımız birçok yerde olduğu gibi işçi katliamı demektir. Kamu kurumlarının özelleştirilmesi, ne ülkeye, ne de ülke insanına hiçbir faydasının olmadığı gibi kendiyle birlikte birçok olumsuz sonucu getirdiğini, ne yazık ki hazin örneklerle görüyoruz. Özelleştirmeyle birlikte ilk el atacakları konu kadın istihdamı olacaktır. Birçok sektörde cinsel taciz ve mobbinge maruz kalan kadınlar güvencesiz çalışmaya mecbur bırakılıp, işten atılma tehdidiyle karşı karşıya kalacak, her açıdan zor şartlar altında çalıştırılacaklardır. Bu da sinmiş, yılmış ve inancını yitirmiş bir kadın işçi profili oluşmasına sebep olacaktır. Hangi açıdan bakarsanız bakın, özelleştirme bir kıyımdır, emekçinin insanca çalışma hakkının elinden alınmasıdır. Biz başta insan olarak, daha sonra emekçi olarak, sadece kendi işyerimizde değil, her alanda özelleştirmenin önüne kamu kaynaklarının, emeğin sermayeye peşkeş çekilmesine karşı kararlılıkla ve inançla set kurmalıyız. Gücümüz ve nefesimiz yettiğince her platformda sesimizi duyurmalıyız.

 

Yaşamın başka yönlerine geçelim biraz. Edebiyatla, sanatla aranız nasıl, roman, hikâye, şiir okur musunuz?

Edebiyat ve sanatla çok ilgiliyim. Hatta bazen bibliyofil olduğumu bile düşünüyorum. Tam bir kitap kurduyum diyebilirim her fırsatta okurum gazete, roman, felsefe, makale, deneme ve araştırma kitapları ilgi alanlarım arasında. Şiirsever bir insanım ve ben de şiir yazıyorum. Bu yönden şanslıyım, en küçüğümüz olan erkek kardeşim de benim gibi okumaya aşık bir insan. Beyin fırtınası yapar, karşılıklı düz yazı veya şiir tarzı bir seyler yazar, kıyaslamalarda bulunuruz zaman zaman. Ayrıca benim gibi müzikle ilgilenir ve gitar çalar kendisi. Sanata da ilgim olduğunu söyleyebilirim. Benim için sanat bu dünyanın keşmekeşinden bir nebze de olsa insanı kurtaran, huzurun keşfine çıkaran ayrı bir dünya, bu yüzden sanatla ilgili bir uğraşım olmuştur her zaman. Resme merak saldım bir dönem, epey bir resim çizdim. Fotoğrafla da ilgileniyorum, turlara katılarak zaman zaman çekimler yaparım, bir de küçüklüğümün hayali olan kemanım var.

 

HERKESİN HAYATI KENDİ TUVALİDİR

Keman çalmaya nasıl başladınız, ne zamandan beri keman çalıyorsunuz?

Temsilci olduğumdan bu yana yoğun bir tempoya geçiş yaptım, sürekli bir koşuşturma var, bunlar arasında aileye, eşe dosta da vakit ayırmak gerekiyor tabii, hal böyle olunca ilgi alanlarınıza çok zaman ayıramıyorsunuz. Ama daha iyi çalmam gereken bir kemanım ve kadrajıma girmesi gereken nice insanlar ve manzaralar var elbette. Neden keman? Ses kötü olunca haliyle sesime ihtiyaç duyulmayan bir enstrüman lazımdı, bu işin şakası esasında. Küçük yaştan beri keman çalmaya ilgi duyuyordum. Fakat yaşam her zaman istediğimizi bize vermeyebiliyor. İstediğimiz anda koşullar elvermiyordu, öncelikler farklı olunca, bazı durumlarda kendinizden ödün vermek durumunda kalıyorsunuz. Bu erteleme biraz uzun sürse de, bulduğum ilk fırsatta bunu gerçekleştirme yoluna koyuldum, üç sene önce başladım keman çalmaya, çok profesyonel olmasam da ara sıra çalıyorum ve geliştirmeye çalışıyorum. Başka enstrümanlara da ilgim var ama önceliğim keman. Keman biraz narin ve hassas bir enstrüman, o açıdan kendime en yakın enstrüman olarak görüyorum. Bir kadın gibi ilgi ister, zaman ister emek ve fedakârlık ister.

Müzikle ilgilenmek ve bir enstrüman çalmak insana neler katıyor?

Müzik ile ilgilenmenin insana kattığı en önemli şey insanı farklı boyutlara taşıyabilmesidir. Soyutluyorsunuz ken-
dinizi dünyadan, ne günlük telaşlar ne de canınızı sıkan dertler. Dünyanızda sorun teşkil eden, aklınızı meşgul eden ne varsa unutuyorsunuz o an. Bir şeyi başarabilme duygusu kanınıza karışıyor, özgüven depolanıyor ruhunuza, müziğin doğasında güzelliğe iten bir şeyler var. Güzel konuşmaya, güzel davranmaya, güzel insan olmaya çalışıyorsunuz, her zaman. Ruhsal faydalarının yanında, bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları da var müziğin; yaratıcılığı ve zekâyı geliştirir sorumluluk bilinci yükler, yargılama ve sorgulama yetisinin oluşmasını sağlar, hormonal olarak kendiniz mutlu ve huzurlu hissedersiniz.

Evet, belki profesyonel bir müzisyen değilim ama tüm bunları bilmekle kalmayıp, aynı zamanda yoğun bir şekilde hissediyorum da. Bence herhangi bir müziği duyunca ruhuna dokunmayan bir insan yoktur. Her insan hayatında bir kez olsun denemeli ve bütün ebeveynler çocuklarını küçük yaşta yeteneğine göre teşvik etmeli. Önemli olan başarıp başaramamak değil, bir şeyler yapabiliyor olduğunu görebilmek, hissetmek ve özgüven kazanmaktır.

Ben her zaman Samuel Beckett’in kendime düstur edindiğim sözleriyle hareket ederim “Hep denedin, hep yenildin. Olsun gene dene gene yenil. Daha iyi yenil.’’ Vazgeçip bekleyecek kadar uzun vaktimiz yok. Herkesin hayatı kendi tuvalidir, eskimeden, eksilmeden, tüketmeden çizebileceğimiz en güzel ve özel resmi çizmeye gayret etmeliyiz. ■

 

 

(Kaynak: Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 50, Ocak 2015)