• industriAll global
  • industriAll europe
  • Retun See
  • Petrol-İş Kadın Dergisi
Belgesel: Petrol-İş Tarihi

Ankara Şube Başkanlığına Şuayip Gül seçildi

Ankara Şube Genel Kurulu'nda konuşan Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın "Seçimlerden sonra ne olabileceğini bugünden görmek durumundayız" dedi.

12.03.2011

Sendikamızın Ankara Şubesi'nin 12 Mart 2011 tarihinde, Ankara Şube Konferans Salonu'nda yapılan 23. Olağan Genel Kurulu'nda Şube Başkanlığına Şuayip Gül, Şube İdari Sekreterliğine Sabri Polat, Şube Mali Sekreterliğine ise Baki Turhan seçildi. Şube Yönetim Kurulu'nun diğer asil üyeleri de Temel Diktaş, Erol Güntutmaz, İbrahim İnci ve Murat Yıldırım'dan oluştu. Şube Denetim Kurulu asil üyeliklerine Özdemir Yıldırım, Hakan Çeri, Mustafa İlhan seçilirken, Şube Disiplin Kurulu asil üyeliklerine de M. Fatih Atmaca, Mehmet Yıldırım, Ali Osman Meraklı ve seçildiler.

Ankara Şube genel kurulu, saat 10.00'da şubenin 4 yıllık döneminde gerçekleştirdiği, iş bırakma, eylem ve etkinliklerinin yer aldığı bir slayt gösterisi ile başladı. Petrol-İş  genel merkez yöneticilerinin, Petrol-İş Eski Genel Başkanı Bayram Yıldırım'ın, şube yöneticilerinin, sendika temsilcilerinin katıldığı Genel Kurulda slayt gösterisinden sonra açış konuşmasını Şube Başkanı Mustafa Özgen yaptı.

Divan Başkanlığını Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın'ın yaptığı Şube Genel Kurulu'nda Divan Başkan Yardımcılıkları da Aliağa Şube Başkanı İsmail Doğan, Adıyaman Şube Başkanı Zeynal Eroğlu, Adana Şube Başkanı Ahmet Kabaca ve Trakya Şube Başkanı Turgut Düşova'dan oluştu. 

Açış konuşmasında, 2007- 2011 döneminin, tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik krizin etkilerinin yaygınlaştığı ve siyasette toplumsal uzlaşma aranmaksızın önemli dönüşümlere imza atıldığı bir dönem olduğunu söyleyen Özgen, bu dönemde emek düşmanı bir dizi düzenlemenin uygulamaya konulduğunu, sosyal güvenlik sisteminin tasfiye edilme noktasına getirildiğini, petrol sektörü başta olmak üzere bazı alanlarda piyasalaştırma operasyonlarının hayata geçirilmek istendiğini, işgücünün esnekleştirilmesi, güvencesizliğin ve taşeronlaşmanın yaygınlaşmasının hedeflendiğini belirtti. Özgen, “Ülkemiz emekçileri yeni hakların elde edileceği, daha insanca yaşanabilir bir ücret ve çalışma koşulları beklentisi ile 12 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlere gidecektir. Ayrıca 250 bin kamu işçisi toplu iş sözleşmesi imzalayacaktır. Genel seçimler öncesi emek örgütlerine düşen görev, işçi ve emekçilerin taleplerini Hükümete götürmek, karşılanmadığı takdirde de ülkemizin yerini eylem alınana çevirmektir. Örgütlü-örgütsüz işçilere düşen görev ise emek örgütlerinin çağrısına kulak vermek ve genel seçimlerde sınıfsal çıkarlarına uygun siyasal tercihler yapmak olmalıdır. Sözleşmeli çalışmaya son verecek, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıracak, asgari ücreti insanca yaşayabilecek bir seviyeye çıkartacak olan partiler desteklenmelidir” dedi.

Ülkemiz ortaçağ karanlığına götürülmek isteniyor

Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın ise Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, seçim öncesi yeni bir Torba Tasarısı'nın konuşulmakta olduğunu, çünkü bugünkü siyasi iktidarda 12 Haziran'da yapılacak genel seçimleri şimdiden kazandığına ilişkin bir algı oluştuğunu, hatta tek başlarına iktidar olarak Anayasa'yı değiştirebilecek güce de ulaşacaklarına inandıklarını belirterek, seçimden sonraki sürecin emekçilerin hak kayıplarının daha da artacağı bir süreç olacağını, bu yüzden seçim döneminde emekten yana siyasi partilerin desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Konuşmasına, “Dün Japonya'da bir doğal afet yaşandı. Yaşayan insanlar olarak gördüğümüz en büyük felaket. Öncelikle Japon halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve onların acılarını Türk toplumu olarak, Türkiye'deki işçiler, emekçiler olarak paylaştığımızı ifade etmek istiyorum” diyerek başlayan Öztaşkın şöyle devam etti: “Japonya'da yaşanan bu felaketin, bir deprem kuşağı bölgesinde olan ülke olarak bizlere yeni dersler çıkardığını da unutmamamız gerekir. Ülkemizin bazı bölgeleri ve şehirleri büyük bir risk altında. Peki biz depreme karşı ne kadar hazırlıklıyız? Bilimsel bir şekilde bu depreme karşı hangi tedbirleri alıyoruz? Toplumu eğitiyor muyuz ve buna uygun bir şekilde, depremin yıkımını azaltmaya yönelik bir şekilde bina yapımından tutun, planlamaya, şehirleşmeye kadar bir çok şeyi yerine getiriyor muyuz? Elbette bu soruların cevabı hayır. Çünkü Türkiye'de bilime inanç, bilimin yol göstericiliği ile birtakım tedbirlerin alınması ülkenin ve toplumun politikalarının buna uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi ne yazık ki söz konusu değil.”

Bu değişim nasıl bir değişim?

Ülkemizde bir değişim yaşandığını, bu değişimin sıkça özellikle siyasetçiler tarafından, bilim insanları veya toplumun farklı kesimleri tarafından dile getirildiğini belirten Öztaşkın şöyle devam etti: “Peki bu değişim nasıl bir değişim? Türkiye nereye doğru gidiyor? Bu sorunun cevabı ise gerçekten de çok tartışmalı bir durum. Özellikle son günlerde gazetecilerin tutuklanmasıyla gündeme gelen ve basın özgür mü tartışmalarıyla alevlenen ve yine referandumdan sonra ileri demokrasi söylemleriyle bu tartışmalar daha da alevlenmiştir. Bugün Türkiye'de 63 gazeteci tutukludur. 2 bin 500 civarında gazeteci yargılanmaktadır. 11 bine yakın basın mensubu, yazar-çizer hakkında soruşturma açılmıştır, bu soruşturmalar devam etmektedir. Türkiye gerçekten demokratikleşiyor mu, özgürleşiyor mu; bu sorulara yanıt aramak durumundayız. Yoksa Türkiye'de anti-demokratik uygulamalar giderek artıyor mu, özgürlüklerden uzaklaşıyor muyuz; bu sorulara elbette yanıtlar aramak durumundayız. Ve bunlara vereceğimiz cevaplar ne yazık ki pozitif cevaplar değildir, olumlu cevaplar değildir. İnsanlar, eski dönemin, yasakçı dönemin, baskıcı dönemin, darbe dönemlerinin, 12 Eylül'ün izleri siliyoruz diye gerçekten de  kandırılıyor mu? Yoksa insanlar şu anda o dönemleri aratmayacak baskıcı, yasakçı bir dönemi mi yaşıyorlar? İnsanlar gerçekten baskı altına alınmış, sindirilmiş, ülkemiz ileriye doğru götürülmek istenirken neredeyse ortaçağın karanlığına doğru götürülmeye çalışılıyor. Biz geçmişin izlerini silmek istiyoruz. O baskıcı, yasakçı dönemin bütün izlerini silmek istiyoruz. Geçmişe hiçbir şekilde özlemimiz olamaz. Biz gerçek demokrasi istiyoruz, eşitlik istiyoruz, özgürlük istiyoruz, adalet istiyoruz, toplumsal barış istiyoruz. İş istiyoruz, ekmek istiyoruz. İşte biz bütün bunların gerçekleştiği bir ülkede yaşamak istiyoruz. Ve bu anlamda da demokrasi mücadelemizi, özgürlük mücadelemizi, eşitlik mücadelemizi sonuna kadar sürdürmek durumundayız. Bu konuda da her bir birey, özellikle işçiler, emekçiler, Petrol-İş'in bilinçli işçileri, öncü işçileri, kadroları bu konularda büyük bir mücadele ortaya koymak durumundadırlar.”

Öztaşkın, son günlerde çok sık kullanılan ifadelerden birinin Türkiye'nin büyüdüğüne, zenginleştiğine ilişkin değerlendirmeler olduğunu ancak bu büyümeden, gelirden, zenginleşmeden mutlu bir azınlığın payını artırdığını, toplumun büyük bir bölümünün ise fakirleştiğini vurguladı.

Öztaşkın, bütün bunları değiştirmek gerektiğini, bunun için de işçilerin, emekçilerin elinde fırsatlar olduğunu, bu fırsatlardan birinin de seçimler olduğunu söyledi. Öztaşkın, “İşte biz bu tabloyu tersine çevirebilmek için 12 Haziran seçimlerinde buna uygun bir tavır ortaya koymamız gerekir” diye konuştu. Torba Yasa'ya, kamu toplu iş sözleşmeleri sürecine, Petrol-İş'in kamu toplu iş sözleşmelerinde uygulayacağı politikalara da değinen Öztaşkın şöyle devam etti:

“Bugün Ankara şubemizin 23. Genel kurulunu yapıyoruz. Ankara şubemiz eski ve köklü şubelerimizden birisidir. Ve Petrol-İş içerisinde önemli bir yeri olan şubemizdir. Geçmişinde gerçekten de büyük mücadeleler vardır, başarılar vardır. Örgütümüz politikalarına da yön veren ve örgütümüzü başkentte temsil eden bir misyona da sahiptir. Tabii ki seçimlerde çeşitli yarışlar olacaktır. Bu yarışlar yapılırken meseleyi kişiselleştirmeden, fotoğrafın büyüğünü görerek ve sınıfsal çıkarlar doğrultusunda hareket ederek ve en iyi yapmanın yarışı olarak görmemiz gerekir. Kongremizin başta üyelerimize, işçi sınıfına ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”

Tuvaletler kitleniyor

Öztaşkın'ın konuşmasından sonra  Tez Koop-İş 2 No’lu Şube Başkanı Mustafa Barın ve Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde sendikamızın örgütlenme faaliyetlerine katkıda bulunan Savaş Topal birer konuşma yaptılar. Savaş Topal yaptığı konuşmada, büyük bir çoğunluğu örgütsüz olan 40 bin kişilik sanayi bölgesinde, şubelerin büro açmalarını, işçileri daha fazla aydınlatacak ve bilgilendirecek faaliyetler yürütmeleri gerektiğini söyledi. Petrol-İş Ankara Şubesi’nin “Sendikalı Ol” kampanyası ile işçilerin çok büyük bir çoğunluğunun Petrol-İş’i tanıdığını ve Petrol-İş’e güvendiğini kaydeden Topal, Organize Sanayi Bölgesi’nde çok zor şartlarda ve 18 saate yaklaşan çalışma sürelerinin olduğunu, işyerlerinde tuvaletlerin kilitlendiğini, yarım saatlik araların bile işçilere kullandırılmadığını vurguladı. Daha sonra da Şube Yönetim Kurulu üyesi Ayhan Ölmeztürk ve Mustafa Derin birer konuşma yaptılar.

Gül:  Temel ilkelerimiz, şeffaflık, eşitlik, dürüstlük, açıklıkla çalışmak olacak

Daha sonra seçimlerde aday olanlar birer konuşma yaptılar. Şube Mali Sekreter adayları Köksal Yıldırım ve Baki Turhan'dan sonra İdari Sekreter adayları Sabri Polat ve Cengiz Yavuz birer konuşma yaptı. En son konuşmaları ise Şube Başkan adayları Şuayip Gül ve Mustafa Özgen yaptı.

Gül yaptığı konuşmada; Ankara Şubesi'nin 23. Olağan Kongresi'nin işçi sınıfının sorunlarının alabildiğine arttığı bir ortamda toplandığını, bu sorunların başında örgütsüzlük, kuralsızlık, esnekleştirme, kamu denetiminin zayıflaması, taşeronlaşma, ücret adaletsizliği, işsizlik,iş cinayetleri olduğunu, bu listeyi alabildiğine uzatmanın mümkün olduğunu söyledi. 8 yıllık AKP iktidarının gerek sosyal güvenlikte, gerekse emeklilikten taşeronlaştırmaya kadar bir çok  konuda işçi haklarını ve kazanılmış hakları geri alan bir yol izlediğini, vergi kaçakçısı şirketlere af getiren Torba Yasası'nın işçi sınıfının haklarını gasp ettiğini belirten Gül şöyle devam etti:

“Seçimlerden sonra sıra kıdem tazminatına gelecektir. Bu, Hükümet sözcüleri ve Çalışma Bakanı tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlanmıştır. Değerli arkadaşlar; asıl sorun hükümetten çok bizim cephemizde. Bu haksızlıklara, işçi sınıfına karşı saldırılara, zulme dur demesi gereken işçi sınıfının direnişinin öncülüğünü yapması gereken Türk-İş  sessiz, suskun ve ne yazık ki bazen de bu uygulamaların destekleyicisi konumundadır.  Asıl çözmemiz gereken sorunlardan birisi de budur. Devam eden kamu sözleşmelerinde bu suskunluk, sessizlik hükümet yandaşlığı bize hak kayıpları olarak geri dönecektir. Biz haklının gür sesi, işçi sınıfının öncüsü, toplumun umudu bir Türk-İş istiyoruz. Bunun için de mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu toplu sözleşmeler döneminde haklarımızı korumak ve geliştirmek için tüm mücadele araçlarını en iyi, en geniş işçi katılımıyla hayata geçirmek için çaba harcayacağız. İşçilerimizin bilinen sorunları, iş güvenliğini sağlamak ve ücret dengesizliklerini gidermek için elimizden gelen çabayı harcayacağız.”

İşçilerden gelen talepler doğrultusunda Petrol-İş üyelerine ve ailelerine yönelik gerek mesleki eğitim, gerekse kültürel ve kişisel gelişimleri için eğitimler düzenleyeceklerini belirten Gül şöyle devam etti:  Bu görevi bana layık görürseniz tüm arkadaşlarımla birlikte, görevimizi tarafsızlıkla yapmaya çalışacağız. Temel ilkelerimiz; şeffaflık, eşitlik, dürüstlük, açıklıkla çalışmak olacaktır. Şubelerimiz her zaman tüm işçi üyelerimizin emrinde olacaktır. Amacımız, tüm arkadaşlarımla beraber daha güçlü, tüm işçiyi kucaklayan bir Petrol-İş Ankara şubesi yaratmaktır. Mücadele bayrağımızı daha ileriye taşıyacak, bu yolda var gücümüzle çalışacak, hak elde etmek olacaktır.”

Mustafa Özgen ise yaptığı son konuşmada, 2011 yılı kamu toplu iş sözleşmelerinin, TPAO'daki iş değerlendirmesinin, TPAO ve BOTAŞ'ta özelleştirme sürecinin Ankara şubenin önümüzdeki dönemde karşı karşıya kalacağı çok önemli sorunlar olduğunu belerterek şunları söyledi:

“Türk Petrol Kanunu'nun değiştirilmesiyle ilgili süreç önümüzdeki günlerde başlayacak. 2010 yılının son çeyreğinde Enerji Bakanı, TPAO'nun yüzde 49'unun halka arz edileceği ile ilgili gerekli açıklamaları yaptı. BOTAŞ zaten çok yakın süreçte bu durumla karşı karşıya kalacak. Ne yapacağız? Nasıl bir politika izleyeceğiz?  Aday olan arkadaşlar bunları söylemediler. Şunu da söylemediler, teşekkür ederim. Yani şubeye ilişkin, cevap verebileceğim herhangi bir eleştiri de yapmadılar. O konuda kendilerine çok teşekkür ediyorum. Demek ki bu şube, bu şube yönetimi,  hakikaten samimiyetle, barış ve güven içerisinde, vaat edilen hemen hemen herşeyi, her konuda yapan bir şubedir. Bu yönetim bu şubeyi dört yıldır da değil, 8 yıldır yönetmektedir.”