Yoksulluğa, Savaşa, Şiddete, Ayrımcılığa Karşı YAŞASIN 8 MART, YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!

Paylaş:

8 MART’TA, İNSANA YAKIŞIR İŞ İÇİN, EŞİTLİK İÇİN,
ÖRGÜTLENME HAKKI İÇİN MÜCADELEYE!

Yüz yılı aşkın bir süredir, kadınların eşitlik, adalet, insana yakışır iş ve ücret mücadelesinin simgesi olan 8 Mart, tüm dünyada yoksulluğa, güvencesizliğe, işyerinde kötü çalışma şartlarına, emeğin değersizleştirilmesine karşı birlik ve beraberliğin güç kazandığı gün olarak kabul edilir. Kadınların Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü 8 Mart’ın kökleri; emeğin sömürüsüne, eşitsizliğe ve savaşa karşı yükselen ortak mücadeleye dayanır.

8 Mart’ı karşıladığımız bu günlerde ne yazık ki dünya yeni bir savaşın eşiğinde. Bu anlamlı günün tarihçesinde yer alan ve onbinlerce kadın işçinin direnişiyle destan yazdığı ülkelerden biri olan ABD, Ortadoğu’ya yönelik saldırı politikalarıyla gündemde artık. Daha Filistin’in külleri soğumadan, İran üzerinden yeni bir saldırı başlatıldı. Tüm savaşlarda olduğu gibi yine emekçiler, kadınlar ve çocuklar en fazla etkilenen kesim. İran’da bir okul binasına yapılan saldırı sonucu 165 kız çocuğunun hayatı ellerinden alındı. Yaşam alanlarının hedef alınması uluslararası hukuka da insan haklarına aykırıdır.
Kadına yönelik şiddet de en büyük insan hakları ihlallerinden biri. Türkiye’de yaklaşık üç kadından biri yaşamının bir döneminde psikolojik şiddete uğrarken, beş kadından ikisi ekonomik şiddete, her on kadından biri fiziksel şiddete maruz kalıyor. Daha geçtiğimiz günlerde okulunda acımasızca katledilen Fatma Nur öğretmenden bir gün sonra, maruz kaldıkları istismara son vermek için 8 yaşındaki kızıyla birlikte canına kıyan Fatmanur’un yaşadıkları, ülke tablosunun sadece küçük bir yansıması. Ülkemizde son on yılda yaklaşık üç bin kadın, cinayetlerle hayattan koparıldı. 2026’nın ilk iki ayında öldürülen kadınların sayısı şimdiden elliyi geçti.

Çalışma yaşamında da kadınlar için aydınlık bir tablodan söz edemiyoruz. Sendikasızlığın bu kadar yaygın olduğu bir ortamda, kadınlar güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretli işlerde yoğunlaşıyor. Pek çok işyerinde kadın işçiler analık haklarından yararlanamıyor, doğum ve bakım sorumluluklarından dolayı işe alımda da, işten çıkarılırken de ayrımcılığa uğruyor. Ülkemizde farklı nedenlerle işgücüne katılamayan 22 milyon kadın bulunuyor.Her üç kadından sadece biri çalışma fırsatına erişirken, işgücüne dahil olmayı başaran her on kadından biri işsizlikle karşı karşıya.

Durum böyleyken, son dönemde sıkça gündeme getirilen doğum izinlerinin on altı haftadan (dört ay) yirmidört haftaya (altı ay); babalık izninin beş günden on güne çıkarılmasını öngören yasa teklifi “Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adı altında 4 Mart 2026’da Meclise sunuldu. Sıkça dile getirdiğimiz gibi, doğumdan sonra bakım yükümlülüğüyle ilgili destek sağlanmadan atılan adımlar, kadınların çalışma yaşamında giderek daha dezavantajlı duruma gelmesi riskini de beraberinde getiriyor. Uygun ücretli, herkesin erişimine açık kreş ve bakım hizmetlerinin kamu politikalarına dahil edilmediği, ebeveyn izninin eşit biçimde paylaşılmadığı bir tabloda, bu tür düzenlemeler kadınların işe alınırken ayrımcılıkla karşılaşmasına ve çalışma yaşamında daha kırılgan hale gelmesine zemin hazırlayabilir.

Tüm bu koşullar, kadınları hem toplumsal yaşamda hem çalışma yaşamında şiddete, baskıya, ayrımcılığa karşı daha savunmasız hale getiriyor. Ülkemizde ortalama olarak çalışanların dörtte üçü, kariyerleri boyunca en az bir kez işyerinde şiddet türlerinden birine maruz kalıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen 190 sayılı ILO sözleşmesi, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi açısından hayati öneme sahip. Ülkemizde de imzalanması ve yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi zorunluluktur.

Örgütlenme açısından da durum eşitliğin çok gerisinde. Ülkemizde sendikalaşma oranı yüzde 14.5 seviyelerindeyken, kadın işçiler tüm sendikalı çalışanların ancak dörtte birini oluşturuyor. Kadınlarda sendikalılık oranlarının bu derece düşük olmasının başta gelen sebeplerinden birisi kadınların güvencesiz, düşük ücretli işlerde kayıtdışı ve işten çıkarılma tehdidi yüksek işlerde yoğunlaşmasıdır. Petrol-İş Sendikası olarak işkolumuzda kadın işçilerin örgütlenmesine büyük önem veriyoruz. Geçmişte olduğu gibi, bugün de, kadın işçilerin insana yakışır iş ve ücrete kavuşması, eşitliğin egemen olduğu bir çalışma yaşamının inşası için çabalarımızı sürdürüyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda makineleri geceyarısı kaçırarak başka bir binaya taşıyan Temel Conta işvereninin grev kırıcılığı hukuk sistemi tarafından da resmen kabul edildi. Aliağa’da 450 gündür grevde olan Temel Conta işyerinde kadın işçilerin hak arayışı devam ediyor. Trakya’da Submed işyerinde Anayasal haklarını kullanarak sendikalaştıkları için işten atılan kadın işçilerin fabrika önündeki direnişi yüzüncü gününü geride bıraktı. Trakya YKK’da ücret eşitsizliğine, kötü çalışma koşullarına karşı, insana yakışır iş ve ücret için sendikamızda örgütlenmek isteyen kadın işçiler, işkolu engeliyle karşı karşıya. Hukuki girişimlerimiz sürüyor.

Tüm bu mevcut tablo içerisinde, eşitlikten taviz vermeyen, insana yakışır iş ve ücret mücadelesinden, sendikalaşma hakkından vazgeçmeyen kadın işçilerin kararlılığı gücümüze güç katmaya devam ediyor. Petrol-İş Sendikası olarak bu mücadeleyi büyütmeye, dayanışmayı güçlendirmeye ve haklarımız için örgütlü durmaya devam edeceğiz.

YAŞASIN 8 MART YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
SENDİKA ANAYASAL HAKTIR, ENGELLENEMEZ!
190 SAYILI ILO SÖZLEŞMESİ İMZALANSIN!
ÇALIŞMA YAŞAMINDA ŞİDDETE, AYRIMCILIĞA KARŞI KADINLAR SENDİKALARA!

Petrol-İş Sendikası
Merkez Yönetim Kurulu adına
Süleyman Akyüz
Genel Başkan